Yenilikçiler devrim yaptı
Temmuz 26, 2007 1 Yorum
Prof. Dr. İhsan Dağı milli görüşün içinden çıkan AK Parti’nin geldiği noktanın ‘mucize’ olduğunu belirterek ‘Bu mucizeye imza atan ekip kendisini dönüştürerek Türkiye’deki siyaset boşluğunu doldurdu. Erbakan’ın eski öğrencilerinin yaptığı bir devrimdir’ diyor
MİLLİ görüşte 28 Şubat süreciyle başlayan yol ayrımı Fazilet Partisi’nin seçim yenilgisinin ardından daha da derinleşti. Erbakan’ın müdahaleleri sonucunda yenilikçiler parti yönetiminden tasfiye edilirken, ilk kez bu dönemde büyük kongrede aday çıkarma fikri ortaya çıktı. Erdoğan siyasi yasaklı olduğu için yenilikçiler yeni bir lider arayışına girdi. Bülent Arınç bu konuda ilk adımı atarak adaylığını ilan etti. Ancak ardından uzlaşmayla Abdullah Gül’ün adaylığında karar kılındı. Kongrede Abdullah Gül ile Recai Kutan yarıştı. Mücadele aslında siyasi yasaklı Erbakan ile Erdoğan arasındaydı. Kongreyi Abdullah Gül kıl payı kaybetti. Ancak ilk kez milli görüşteki itaat kültürü bozulmuş oldu. Milli görüşün itaat kültürüyle yetişmelerine rağmen yenilikçilerin lider ortaya çıkarmadaki yetenekleri de şüphesiz başarılarının en önemli sebeplerinden biri. AK Parti’nin 28 Şubat 1997’deki postmodern darbe sürecinden 22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce yaşanan 27 Nisan’daki e-muhtıraya kadarki sürecini İslamcı hareket ve insan hakları konularında çalışmalar yapan ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Dağı ile konuştuk.
YOKSULLARA ULAŞILDI
Yenilikçi hareketin doğuşu ile 28 Şubat’ı değerlendirir misiniz?
Aslında milli görüş geleneğindeki dönüşüm 28 Şubat’tan önce başladı. 1994 yerel seçimleri ve 1995 genel seçimleriyle bir cemaat hareketi olmaktan çıkarak cemiyete ulaşmaya çalıştı. Cemiyeti yakalayacak bir dil kullanmaya başladı. Bu anlayış Refah Partisi’ne olan katılımlarda, seçim kampanyalarında görünürlük kazandı. Büyük şehrin ezilmişlerine, yoksullarına ulaşan bir parti hüviyetine döndü.
Soldan taban kayması da bu söylemle mi başladı?
Sol, 1980 sonrası alt toplumsal kesimlerin sözcüsü olma özelliğini büyük ölçüde kaybetmişti. 1994’de RP’nin İstanbul merkezli ekibi kent yoksullarına ulaşmanın din dışı seküler bir dilini buldular.
YENİ BİR DİL KEŞFİ
28 Şubat sürecinde nasıl bir değişim yaşandı?
28 Şubat yenilikçi hareketi yeni bir pozisyona zorladı. 1994-95’teki cemiyete ulaşma kaygısı siyasal bir içerik kazandı. Sadece kentli yoksullara ulaşarak onlardan bir toplumsal zemin kurup siyaset yapmanın yetmediği bir dönem geldi. 28 Şubat ile Türkiye’nin büyük kesimlerine ulaşacak yeni bir dil gerekiyordu ayakta kalabilmeleri için. Bu da demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti oldu. Çünkü RP geleneğinin ve muhafazakar kesimin maruz kaldığı baskı, tarihlerinde ilk defa demokrasi ihtiyacını uyardı. Özgürlüklerin öncelikle kendileri için gerekli olduğunu keşfettiler. Yenilikçiler bu yeni dille dertlerini anlatabileceklerini gördüler. Dünyaya da kendi mağduriyetlerini anlatmanın yolunun bu olduğunu gördüler. Birden bu yeni dil onların siyasal jargonunun yeni unsuru haline geldi.
Fazilet Partisi döneminde bu söyledikleriniz parti programına yansıtılmasına rağmen neden topluma anlatılamadı?
Fazilet Partisi’nde egemen olan söylem yenilikçilerin söylemiydi. AB sürecinin yeni bir noktaya gelmesinden sonra FP bu reformları destekledi ve hatta Kopenhag kriterlerinin tam olarak uygulanmasını istiyoruz noktasına geldiler. AB’yi Hıristiyan Kulübü olarak nitelerken, FP ile birlikte Türkiye demokrasi ve özgürlüklerin, kendi devam ve özgürlüklerinin AB ile mümkün olacağını gördüler. Bugün AK Parti’de yaygınlaşan ve uygulama ağını bulan AB’ye üyelik fikri FP döneminde oldukça gelişti. FP’den kopuşta AK Parti bu yenilikçi dili taşırken SP eski pozisyonuna döndü.
DEĞİŞİMİN GÜCÜ
Milli görüşten çıkan ekibin bu başarıyı yakalamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Partinin uyguladığı bu politikaların bu söylemin, son seçimde Erbakan ile yeniden hatırladığımız milli görüşün içinden çıkıp bu noktaya gelmesi bir mucizedir. Bu mucizeyi bu ekip gerçekleştirmiştir. Kendilerini dönüştürerek Türkiye’deki siyaset boşluğunu doldurmuşlardır. Oysa aynı Erbakan aynı yerde, milliyetçi ve ulusalcı cephe ile duruyor. Erbakan’ın karşısında ise eski milli görüş öğrencileri Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ile duruyor. Bu bir devrimdir.
Demokratik öfke birikimi sandıkta patladı
AK Parti’nin son seçimlerdeki başarısında 27 Nisan’ın etkisi nedir?
Askeri muhtıranın yargıya, parlamentoya müdahalesi toplumda bir öfke birikmesine yol açtı. Bu demokratik öfke birikimi 22 Temmuz’da AK Parti’ye oy olarak ortaya çıktı. Ben bu sonucu Türk toplumunun çok derinlerinde taşıdığı demokratik reflekse bağlıyorum. 1930, 1950 ve 1961 seçimlerinde gördüğümüz gibi toplum milli iradenin üzerine başka kurumların çıkmasını kesinlikle affetmiyor. 22 Temmuz seçimlerinde toplumun önce demokrasi ve önce hukuk dediğini düşünüyorum. Demokrasi ve hukukun taşıyıcısı ve mağduru olarak AK Parti olarak görüldü ve oylar oraya gitti. 28 Nisan günü hükümetin çıkıp ‘Ordu başbakana bağlıdır, herkes görevini yapmalıdır’ mesajı vermesi Türkiye’de şimdiye kadar görülen bir şey değil. Bu toplumu cesaretlendirdi.
SOSYAL POLİTİKA İŞE YARADI
Başarının diğer faktörleri nelerdir?
Ekonomik kalkınmanın istikrarlı gitmesi, makroekonomik göstergelerin çok olumlu olması ve bunun topluma yansıması da olumlu etkenler arasında. 1990’da devşirdikleri sosyal dayanışma fikri de bu seçimlerde etkili oldu. AK Parti bu dönemde zenginlerin daha çok zenginleşmesine rağmen zenginden yana değil yoksuldan yana görüldü. Bunu da yaygın bir ağa dönüştürdükleri sosyal güvenlik politikalarıyla başardılar. Türkiye’de toplum ülkenin en karanlık safhadan geçtiği yönünde bir propagandaya tabi tutuldu. Cumhuriyete yönelik tehditlerin hiç bu kadar yüksek olmadığı fikri Genelkurmay Başkanı’ndan Cumhurbaşkanı’na kadar işlenmeye başlandı. Türkiye’de toplum özgüven yoksunu bu söylemi kabul etmedi. Toplum bu söylemi dile getirenlerden çok daha fazla özgüven sahibi. Türkiye’yi her an yabancılar tarafından satın alınabilir, yok edilebilir olarak görmediler. AK Parti’nin oluşturduğu liberaller, demokratlar ve muhafazakarlar demokrasi, hukuk, AB, dünyaya açılma için bir koalisyon oluşturdu. Korkulara dayalı siyaset üreten milliyetçi cephe yenildi. Türkiye’yi daha özgür ve açık toplum olarak görenler tarafından yenildiler.
Potansiyel liderler elini güçlendiriyor
AK Partİ’de her zaman potansiyel liderler olduğunu vurgulayan Dağı şunları söylüyor: ‘Kuruluşunda parti Erdoğan, Gül, Şener ve Arınç olmak üzere 4 ayak üzerinde durmuştur. Bu da partiye esneklik ve dayanıklılık vermiştir. Türk siyasi tarihinde bir partide ikinci, üçüncü hatta dördüncü adamın olduğu bir vaka yoktur. Tek istisnası Bayar-Menderes ilişkisi olabilir. Seçim kampanyalarında Abdullah Gül’ün yaptığı konuşmalarda bir başka lider gibi durduğu bir siyasal harekettir. Bu AK Parti’nin en önemli güçlerinden biridir ve önümüzdeki dönemde muhafazası gerekir.’
http://www.oypusulasi.org/
Pingback: Yenilikçiler devrim yaptı | Aktif Blog | Blogdan Al Haberi