İslamcıların iddialarına ne oldu?

Türkiye’de İslamcılığın serencamı çok yazıldı çizildi. Fakat yazılanlar genelde geçmişe matuf eserler. Yakın tarih İslamcılığın serüvenini yazma cesaretini henüz kimse gösterebilmiş değil. Türkiyeli Müslümanlar, kendi topraklarında yeşeren İslami Hareketleri bile kendilerine dışarıdan bakan ve izleyen gözlemcilerin dilinden okuyup öğrendiler. Mesela birçoğumuz, Ruşen Çakır tarafından kaleme alınan “Ayet ve Slogan” kitabını bir dönem temel eser gibi okuduk.

İslami camianın içinde bulunan çeşitli renkleri (cemaat,tarikat  ve hareket) anlamak konusunda zorluk yaşadık. Müslüman entelektüellerin, aydınların ve alimlerin ne düşündüğü ve nasıl hareket ettiğini anlamak ve kavramak bu topraklarda geleceğe ilişkin neler yapılabileceğini tasavvur etmek bakımından büyük önem taşımaktadır.

Aslında Türkiye İslamcılığı’nın temelde ayrıştığı noktalar çok bellidir.

Ayrışma noktalarını temelde şöylece sıralayabiliriz;  1- Sisteme muhalif olan ve sistemi reddeden anlayışa sahip düşünce ve hareketler,  2- Sistemi benimseyen ve bu sistemi ıslah ederek dönüşümü amaçlayan düşünce ve hareketler, 3- Sistemle sorunu olmayan yalnızca kendini merkez olarak tanımlayarak hareketini sürdüren düşünce ve hareketler, 4- Tarikat ve sufilik yoluyla toplumsal değişimi hedefleyen düşünce ve hareketler, 5-Sistemi benimsememekle birlikte sistemin imkanlarını kullanarak dönüşümü hedefleyen düşünce ve hareketler, 6- Türk-İslam sentezinin en iyi yol olduğunu benimseyen ve bu yolla daha cumhura dayalı bir sistemi isteyen fakat devletin yüksek menfaatleri söz konusu olduğunda maslahat gereği devletçiliği benimseyen düşünce ve hareketler.

Türkiye’de İslami iddia sahibi olan birçok hareket sistemle yoğun bir entegrasyon süreci yaşamışlardır. Daha önce sistemin dışına itilen ve sistem tarafından hor görülen birçok hareket ve bu hareketlerin önde gelen isimleri kurulu düzene ayak uydurmuş ve iddialarını sisteme uygun biçimde revize etmiştir.

Bir zamanlar merkez ve çevre olarak tanımlanan güç ayrışması, bugün ciddi biçimde iç içe geçmiştir. Çevrenin sistemi değiştirme iddiasını taşıyanlar, şimdilerde Türkiye’nin demokratikleşmesi için küreselleşmeyi ve Batılı normlar doğrultusunda yapılanmayı yeni hedef olarak benimsemişlerdir. Değiştirme ve dönüştürme iddiası yerini, iktidar olma ve iktidarın nimetlerinden pay kapma iddiasına bırakmıştır. İslamcıların sistemi değiştirme iddiasının köklü bir düşünce geleneğinden doğmadığı ve iktidar olunması durumunda bu iddiaların gerekirse bir kenara bırakılabileceği fikri, artık Türkiyeli İslamcıların temel hareket noktası olmuştur.

Hâlihazırda yaşanan iktidar tecrübesi de bu iddiasızlığın yansımasıdır. Bunun bir suçlama değil, durum tespiti olduğunu belirtmeme sanırım gerek yok. Yine görüyoruz ki, sistem kendisini bir zamanların iddia sahibi İslamcıları eliyle daha güçlü ve muhkem hale getirmektedir. Bu İslamcılar açısından büyük bir çelişki olarak görünmektedir belki. Ama aslında bu çelişkinin sebebi İslamcıların daha önce ortaya koydukları iddialarının aslında bu toprakların gerçekleri ile örtüşmediğinin ve gerçekleştirilebilirlik bakımından reel olmadığının açığa çıkmasıdır. Yani Türkiye’de İslamcılar aslında Türkiye şartlarında gerçekleşmesi mümkün olmayan iddiaların ve ideallerin sahibi olduklarının farkına varmışlardır. Son 20 yılda yaşanan “dönüşümler”, “farklılaşmalar” aslında İslamcıların sistemi çok da iyi tanımadıklarının ve anlamadıklarının ortaya çıkmasından başka bir şey değildir..

İslamcılar değiştirmek istedikleri sistemin esasen kendilerinin de içinde bulunduğu ve kendilerinin bir parçası olduğu bir sistem olduğunun yeni yeni ayırdına varmışlardır.

Ancak bu noktada Türkiyeli İslamcıların yaptığı en büyük hata ,daha önce ifade ettikleri düşüncelerinin yanlış olan taraflarını düzeltmek yerine, tam anlamıyla sisteme entegre olmayı tercih etmeleridir. Sistemi düzeltmek ya da ıslah etmek yerine, iktidar sarhoşu olup kendini kaybetmek Türkiye’de İslamcılığın geleceği açısından kaygı vericidir. İktidardan pay kapma anlayışının Türkiye’de İslamcıların fikren ve ahlaken büyük bir sapma noktasına getirmesi üzerinde dikkatle durmak gerekir.

Hangi cemaat, hareket, tarikat, fikir ya da meşrepten olursa olsun herkesin iktidarı kutsadığı bir yozlaşma sürecini yaşıyoruz. Türkiyeli İslamcılar kendi ilkelerini ve iddialarını, iktidarda olmak ve her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak anlayışına kurban etmişlerdir. Bu düşünceyi AK Parti iktidarda olduğu için söylemiyorum. Maalesef bu hastalık daha önceki dönemlerde de yaşanmıştır.

Siyasal anlamda İslamcıların başarı gösterdikleri her dönemde bu süreç yaşanmaktadır.

İslamcıların bugünkü siyasal sisteme ve iktidara böylesine entegre olmasının sonuçlarını yakın gelecekte hep birlikte göreceğiz.

İslamcıların iddialarının herhangi bir dönemde siyasal iktidara kurban edilmesi Müslümanların geleceği açısından ciddi tehlikeleri içinde barındırmaktadır. İslamcıların düşünce ve ideallerinden bu kadar kolay vazgeçecek bir konuma gelmesi,  sistem açısından büyük bir başarıdır.

Türkiye İslamcılığı artık küresel sisteme ve kurulu düzene entegre olmuş ve iddialarından çok uzağa düşmüştür. Umarım bu iktidar sarhoşluğu ve iktidardan pay kapma anlayışı dönemi kısa sürer; aksi halde uzun vadede büyük kayıplar yaşanması mukadderdir.

 

Ali Öztürk/Boyuthaber

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.