CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın çarşaflı kadınlara kendi elleriyle parti rozetini takmasını “istismar” ve “yerel seçim yatırımı” paydasında açıklamaya çalışmak alışkanlığımızı devam ettirmek anlamına gelir; doğru analiz yapmış olmayız. “Kan kusup kızılcık şerbeti içtik” demeye eşdeğer bu işi CHP’ye yaptıran dinamiklerin doğru okunması gerekiyor.
Hatırlayalım.
Deniz Baykal bir zamanlar “Anadolu İslam’ı” diyordu. Zaman geldi kürsülerden “Ey Oğul!” diye başlayan Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye vasiyetini seslendirdi. Bazen daha cesur davranarak parti toplantılarında ön sıralara türbanlıları oturttu. Bunlarla yetinmedi ve İlahiyat profesörü Yaşar Nuri Öztürk’ü CHP milletvekili yaptı.
Bütün bunlar CHP’nin derin sancısını gösteriyor. Toplumdan gelen dindarlık merkezli talepler gittikçe güçleniyor. CHP de, siyasi bir parti olarak bu taleplere “bir şekilde” karşılık vermeye çalışıyor.
Milliyetçi ve dindar insanların oyuna talip olabilmek için Allahaısmarladık kelimesinden medet uman İnönü dönemi CHP’si ile Anadolu İslam’ını seslendiren Deniz Baykal’ın CHP’sini yan yana koyduğumuz zaman, CHP’nin karşı karşıya kaldığı (veya başarmaya çalıştığı) zorunlu değişim yada yansıtmayı denediği görüntü daha iyi anlaşılacaktır.
Baykal bu defa daha da ileri gitti.
Çarşaflı kadınlara rozet takmak, Deniz Baykal için ciddi risk anlamına geliyor. Deniz Baykal’ın riski CHP’nin sadece tarihinden kaynaklanmıyor, parti içindeki derin CHP ile bu partide kendini anlamlandıran katı laik kesimler Baykal’ın riskini arttırıyor. Deniz Baykal, sırf seçim yatırımı olsun diye çarşaflı kadınlara rozet takmış bile olsa, bu durum onun üstlendiği riski azaltmıyor, büyütüyor.
Öyleyse.
Çarşaflı kadınlara rozet takmak, CHP’nin eskisine göre daha yoğun dindarlık merkezli talepleriyle karşı karşıya olduğunu (veya toplumdaki değişimi anlayabildiğini) gösteriyor. Çünkü “çarşaflı kadın ve CHP fotoğrafı” Anadolu İslamlı, Edebalili ve Yaşar Nurili CHP fotoğrafından daha ileri bir durum. Bu kare CHP’nin kolay verebileceği veya öne çıkarabileceği bir poz özelliğine sahip değil.
Demek ki talep artıyor, sancı büyüyor. CHP bir defa daha İslam, dindarlık, tesettür üzerinde ciddi ciddi düşünmek zorunda kalıyor.
Dindarlar, özgürlük taraftarları, “milletle barışık sol” için çaba gösterenler işin bu yönünü dikkate almalılar. Saadet Partisi ve Ak Parti’nin de konuya bu açıdan yaklaşmalarında fayda var.
CHP’ye “daha önce neredeydin, neden Anayasa değişikliğine karşı durdun, neden üniversitede başörtüsüne karşı çıkıyorsun?” şeklinde sorular sormak yerine “CHP’yi seçim zamanında dindarlaştıran unsurların sürekliliği nasıl sağlanır”ı düşünmek daha reel-politik olmaz mı?
Daha önce yayınlanan “Bu kış CHP’mi geliyor?” başlıklı yazımdaki bir paragrafı şu şekilde yeniden yazmak daha doğru olacaktır:
Türkiye’de bundan sonra, muhafazakâr, milliyetçi, İslamcı, demokrat her iktidarın alternatifi yine muhafazakâr, milliyetçi, İslamcı, demokrat partilerden çıkacaktır. CHP bile artık sadece “milliyetçi CHP” olarak iktidara gelebilir. Reel politik böyle diyor, sokak böyle diyor; millet “bu iş böyle olacak” diyor.
