İstanbul’un ilçelerinde Saadet-HAS Parti Toplamları

B İLÇE GEÇERLİ SP SP1 HAS HAS1 SP+HAS
1 BEYKOZ 153.213 3.696 2,41% 2.257 1,47% 3,89%
1 SULTANBEYLİ 152.268 4.773 3,13% 1.125 0,74% 3,87%
2 FATİH 260.635 7.034 2,70% 2.638 1,01% 3,71%
3 ARNAVUTKÖY 101.737 2.433 2,39% 1.123 1,10% 3,50%
1 PENDİK 343.770 8.162 2,37% 2.744 0,80% 3,17%
2 KAĞITHANE 247.481 5.635 2,28% 2.076 0,84% 3,12%
2 SULTANGAZİ 258.261 6.235 2,41% 1.677 0,65% 3,06%
2 ESENLER 259.389 5.720 2,21% 2.072 0,80% 3,00%
2 EYÜP 206.896 4.741 2,29% 1.452 0,70% 2,99%
2 BEYOĞLU 147.093 3.504 2,38% 833 0,57% 2,95%
2 BAYRAMPAŞA 165.766 3.164 1,91% 1.594 0,96% 2,87%
3 BAĞCILAR 410.530 8.541 2,08% 3.232 0,79% 2,87%
2 GAZİOSMANPAŞA 275.883 5.635 2,04% 2.084 0,76% 2,80%
3 BAŞAKŞEHİR 137.207 2.193 1,60% 1.333 0,97% 2,57%
2 ZEYTİNBURNU 167.515 2.857 1,71% 1.296 0,77% 2,48%
3 GÜNGÖREN 187.134 3.190 1,70% 1.445 0,77% 2,48%
1 ÜMRANİYE 358.785 5.650 1,57% 3.074 0,86% 2,43%
1 SANCAKTEPE 146.261 2.309 1,58% 1.175 0,80% 2,38%
1 ÇEKMEKÖY 99.891 1.173 1,17% 1.198 1,20% 2,37%
1 ŞİLE 19.058 211 1,11% 240 1,26% 2,37%
1 ÜSKÜDAR 334.195 4.788 1,43% 2.839 0,85% 2,28%
3 BAHÇELİEVLER 355.765 5.549 1,56% 2.507 0,70% 2,26%
1 KARTAL 270.251 4.138 1,53% 1.741 0,64% 2,18%
3 KÜÇÜKÇEKMECE 411.877 5.722 1,39% 3.014 0,73% 2,12%
2 SARIYER 176.834 2.518 1,42% 971 0,55% 1,97%
1 ATAŞEHİR 231.335 3.067 1,33% 1.292 0,56% 1,88%
3 ESENYURT 248.592 2.377 0,96% 1.729 0,70% 1,65%
3 AVCILAR 217.757 1.912 0,88% 1.181 0,54% 1,42%
1 MALTEPE 277.454 2.304 0,83% 1.573 0,57% 1,40%
3 BEYLİKDÜZÜ 122.534 842 0,69% 870 0,71% 1,40%
3 BÜYÜKÇEKMECE 108.160 902 0,83% 581 0,54% 1,37%
2 ŞİŞLİ 197.026 1.571 0,80% 1.031 0,52% 1,32%
3 ÇATALCA 40.490 296 0,73% 172 0,42% 1,16%
3 SİLİVRİ 85.987 616 0,72% 370 0,43% 1,15%
1 ADALAR 9.092 54 0,59% 31 0,34% 0,93%
3 BAKIRKÖY 146.801 574 0,39% 776 0,53% 0,92%
1 KADIKÖY 370.576 1.745 0,47% 1.564 0,42% 0,89%
2 BEŞİKTAŞ 125.113 529 0,42% 470 0,38% 0,80%
1 TUZLA 553.347 2.130 0,38% 854 0,15% 0,54%
    8.381.959 128.490 1,53% 58.234 0,69% 2,23%

İstanbul’da Saadet-HAS karşılaştırması

B İLÇE GEÇERLİ OY SP SP1 HAS HAS1 SP-HAS
1 SULTANBEYLİ 152.268 4.773 3,13% 1.125 0,74% 2,40%
2 FATİH 260.635 7.034 2,70% 2.638 1,01% 1,69%
2 SULTANGAZİ 258.261 6.235 2,41% 1.677 0,65% 1,76%
1 BEYKOZ 153.213 3.696 2,41% 2.257 1,47% 0,94%
3 ARNAVUTKÖY 101.737 2.433 2,39% 1.123 1,10% 1,29%
2 BEYOĞLU 147.093 3.504 2,38% 833 0,57% 1,82%
1 PENDİK 343.770 8.162 2,37% 2.744 0,80% 1,58%
2 EYÜP 206.896 4.741 2,29% 1.452 0,70% 1,59%
2 KAĞITHANE 247.481 5.635 2,28% 2.076 0,84% 1,44%
2 ESENLER 259.389 5.720 2,21% 2.072 0,80% 1,41%
3 BAĞCILAR 410.530 8.541 2,08% 3.232 0,79% 1,29%
2 GAZİOSMANPAŞA 275.883 5.635 2,04% 2.084 0,76% 1,29%
2 BAYRAMPAŞA 165.766 3.164 1,91% 1.594 0,96% 0,95%
2 ZEYTİNBURNU 167.515 2.857 1,71% 1.296 0,77% 0,93%
3 GÜNGÖREN 187.134 3.190 1,70% 1.445 0,77% 0,93%
3 BAŞAKŞEHİR 137.207 2.193 1,60% 1.333 0,97% 0,63%
1 SANCAKTEPE 146.261 2.309 1,58% 1.175 0,80% 0,78%
1 ÜMRANİYE 358.785 5.650 1,57% 3.074 0,86% 0,72%
3 BAHÇELİEVLER 355.765 5.549 1,56% 2.507 0,70% 0,86%
1 KARTAL 270.251 4.138 1,53% 1.741 0,64% 0,89%
1 ÜSKÜDAR 334.195 4.788 1,43% 2.839 0,85% 0,58%
2 SARIYER 176.834 2.518 1,42% 971 0,55% 0,87%
3 KÜÇÜKÇEKMECE 411.877 5.722 1,39% 3.014 0,73% 0,66%
1 ATAŞEHİR 231.335 3.067 1,33% 1.292 0,56% 0,77%
1 ÇEKMEKÖY 99.891 1.173 1,17% 1.198 1,20% -0,03%
1 ŞİLE 19.058 211 1,11% 240 1,26% -0,15%
3 ESENYURT 248.592 2.377 0,96% 1.729 0,70% 0,26%
3 AVCILAR 217.757 1.912 0,88% 1.181 0,54% 0,34%
3 BÜYÜKÇEKMECE 108.160 902 0,83% 581 0,54% 0,30%
1 MALTEPE 277.454 2.304 0,83% 1.573 0,57% 0,26%
2 ŞİŞLİ 197.026 1.571 0,80% 1.031 0,52% 0,27%
3 ÇATALCA 40.490 296 0,73% 172 0,42% 0,31%
3 SİLİVRİ 85.987 616 0,72% 370 0,43% 0,29%
3 BEYLİKDÜZÜ 122.534 842 0,69% 870 0,71% -0,02%
1 ADALAR 9.092 54 0,59% 31 0,34% 0,25%
1 KADIKÖY 370.576 1.745 0,47% 1.564 0,42% 0,05%
2 BEŞİKTAŞ 125.113 529 0,42% 470 0,38% 0,05%
3 BAKIRKÖY 146.801 574 0,39% 776 0,53% -0,14%
1 TUZLA 553.347 2.130 0,38% 854 0,15% 0,23%
    8.381.959 128.490 1,53% 58.234 0,69% 0,84%

Konda : “AK Parti %6 oy kaybetti”

Son seçimlerde anketlerindeki isabet oranı en yüksek araştırma şirketi olarak görülen KONDA’nın internette açıkladığı oy ve temsil oranları sürpriz oldu.

Anketler tahmin de değildir, kehanette. Başlığı biraz dikkatinizi çekmek üzere öyle seçtim. Anket yayınlamak seçim yasakları kapsamında bulunduğundan sonuçları vermeden bir kısım analizler yapmaya çalışacağım. Sürprizleri şöyle sıralayabiliriz. Mart ile haziran ayları arasında AK Parti yaklaşık 6 puanlık bir kayıp yaşamış görünüyor. Buna karşılık CHP 4, MHP 2 ve BDP’nin 2 puanlık bir artış yakaladığı iddia ediliyor. AK Parti’nin tek başına iktidar konusunda rahat olduğu ama anayasa değişikliklerinin bıçak sırtında kaldığı ileri sürülüyor. İpin koptuğu nokta burası; AK Parti kendi içindeki kayıpları da telafi edecek şekilde 340 sandalyeye ulaşamaz ise yeni ve sivil anayasa hayali bilinmeyen bir bahara ertelenecek demektir.

Anayasa yapım sürecinde asgari müştereklerin aranması gerektiğini düşünüyorum. Yüzde 100 mutabakat gibi bir ütopyanın işleyişi kilitleyeceğini tahmin etmek zor değil. Asgari müştereklere varma konusunda güçlü bir irade lokomotif görevi üstlenmeli. 330′un altında kalmış bir AK Parti, masaya oturduğunda, yeni anayasayı ona yaptırmamak üzere ant içmiş blokla karşılaşacak. CHP adına masaya oturacak isim Prof. Dr. Süheyl Batum olacak. Dosyasında hangi tekliflerin bulunacağını üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyorum. Barajı kılpayı geçmiş MHP’nin kendine biçtiği misyonun AK Parti’ye anayasa yaptırmamak olduğu ortada. MHP, iç sorunlarını bastırmak adına da anayasa cephesindeki göğüs göğse çarpışmalarda epey faydalanacak. BDP’nin anayasa yapım sürecine samimi katkı vereceğine dair ciddi şüphelerim var. Dayanakları sağlam şüpheler hem de. 12 Eylül Referandumu’yla kabul edilen mini değişikliklerde takındığı tavır bunu gösteriyor. Meclis’te katkı yapmak şöyle dursun, parti kapatmalarla ilgili maddenin oylamasına girmeyerek paketten düşmesine vesile oldular. Parti kapatma konusunda en mağdur siyasi akım edebiyatıyla çelişen durumu izah edemediler. Halk oylamasında silah zoruyla dayattıkları boykot, aslında mahcup bir hayırdı. Hayır diyemediklerinden boykota gittiler. Batman Milletvekili Bengi Yıldız, “Boykot yapmazsak medya halkımızın kafasını karıştıracak” anlamında sözlerle, Kürtlerin serbest iradelerinin evet yönünde tecelli edeceğini ağzından kaçırmıştı. Kilit parti durumuna gelmiş BDP’nin kendini nasıl konumlandıracağını kestirebiliyorum.

Uzun sözün kısası KONDA’nın anketi doğru çıkarsa Kenan Evren ve arkadaşlarının anayasasına mahkûm yaşamaya devam edeceğiz. Bürokratik oligarşinin gasp ettiği egemenliğe uzaktan bakıp iç geçirmeyi sürdüreceğiz. Muhtevasındaki muğlâk cümlelerle vesayet kurumlarına sınırsız hareket alanı açan metni yırtıp çöpe atamayacağız. Kanlarımız üzerinde kayıkçı kavgası yapan derin çeteler rahatlayacak. Demokrasi mücadelesinde elde edilen kazanımları kurumsallaştıramadığımız için yüreğimiz ağzımızda dolaşacağız. 93 yılında ‘adı konulmamış darbe’yle Turgut Özal’ın getirdiği her şeyin elimizden uçtuğu gibi uçmasın diye dua edeceğiz. AK Parti “ne yapayım bana anayasa yaptırtmadılar” dediğinde çaresiz onaylayacağız. Bu seçim KONDA’nın öngördüğü şekilde sonuçlanırsa Türkiye hariç herkes kazanacak. AK Parti tek başına hükümet olmaya devam edecek, CHP oylarını artıracak, MHP barajı geçecek, baraj altındaki partiler önümüzdeki seçimlere bakacak. Olan, ilk defa bu kadar yaklaştığımız sivil anayasa adına umut besleyenlere olacak.

İl il dakika dakika seçim sonuçları

Mynet Seçim Özel Sayfası..

Haber7 Seçim Sayfası…

Haber5 Seçim Sayfası…

Samanyoluhaber Seçim Sayfası…

8Sütun Seçim Özel Sayfası…

Kamalak: Önümüzü kestiler Türkiye çakıldı

Kamalak: Önümüzü kestiler Türkiye çakıldıKamalak, partisinin Osman Ağa Meydanı’nda düzenlediği mitingde vatandaşlara hitap etti. 12 Haziran’da yapılacak genel seçimlere görünüşte 15 parti, gerçekte ise 2 partinin girdiğini savunan Kamalak, ”Bunlardan biri Saadet Partisi bir ötekisi ise diğerleridir” diye konuştu.

Saadet Partisi’nin dışındaki partilerin materyalist, milli görüşün ise maneviyatçı olduğunu ve ”önce ahlak ve maneviyat” dediğini ifade eden Kamalak, şunları kaydetti:

”Diğer partilerde buna rastlayamazsınız. Allah’ın lütfu, sizlerin desteğiyle hak yolunda halkımızla beraber milli görüş, inşallah mutlak suretle iktidara gelecektir. Bundan asla şüpheniz olmasın. 9 yıl iktidarda kalan AK Parti ne yaptı? Giresun’a hangi hizmeti getirdi? 150 bin Giresunlu gözü yaşlı şekilde doğup büyüdüğü yeri terk etmek zorunda kaldı. İşsizliği biz çözeriz. Üretmeyen bir ekonominin, yatırım yapmayan bir ülkenin işsizliği çözmesi, fakirliği yenmesi mümkün mü? Peki siz bu ülkede Saadet Partisi’nden başka ağır sanayi, milli sanayi diyen başka bir partiye rastladınız mı? Bakın caddeler, sokaklar tıklım tıklım araba dolu ama hepsi yabancı. Semalarımızdan her gün onlarca uçak geçiyor, havaalanları, semalar sizin, uçak yabancı. Siz bu ülkede Saadet Partisi dışında ”kendi uçağımızı, tankımızı, otomobilimizi kendimiz yapmalıyız” diyen başka bir partiye rastladınız mı? Bunları Allah’ın izniyle biz yapacağız. Yolumuz kesilmeseydi Türkiye şu anda Almanya, Fransa, İngiltere’den çok daha ileride olurdu, işbirlikçiler yolumuzu kesti. Tam 383 projemiz işleme konulamadı. Yoksa bir Anadolu’yu baştan başa fabrika ağlarıyla donatmıştık. Projemiz buydu. Ama inşallah çözeceğiz, ekonomi programıyla geliyoruz. İşsizliği yenmek için acil reçetelerle geliyoruz.”

-DANSA BALEYE GİDİYORLAR DA NİYE KUR’AN KURSUNA GİTMİYORLAR?-

”Bir milletin mukaddes kitabının kendi çocukları için tehlikeli, sakıncalı görülerek yasaklandığı dünyada bir başka millet var mı acaba?” diye soran Kamalak, şöyle devam etti:

”Siz 12 yaşını bitirmemiş yavrularınızı Kur’an Kurslarına gönderemezsiniz ama 5 yaşındaki yavrularınızı İncil, Tevrat, dans, bale kurslarına gönderebilirsiniz. Gönderemeyeceğiniz tek yer Kur’an Kursudur. 1999 yılı seçimlerine giderken bir partimizin önde gelenleri ”oylarınızı ürkeklere değil erkeklere verin” diye dolaşıyorlardı. Bu yasağı işte ”o erkekler” koydu. Başörtüsü yasağı problemini biz ortadan kaldırır, çözeriz diyorlardı. Meclise girdikleri ilk gün kendi, milletvekillerinin başörtüsünü çözdüler. İş bununla da bitmedi, arkasından da bu Kur’an yasağını getirdiler. Kuranı Kerim’i yasaklayan kanunun altında ”oylarınızı ürkeklere değilerkeklere verin” diyen MHP yönetiminin DSP ve ANAP’lıların imzası vardır. Bu yasağın kaldırılmasını istiyorsanız adres belli Saadet Partisi.”

Kamalak, batının her gittiği yere sömürü için gittiğini, her gittiği yerde katliam yaptığını belirterek, ”İnsanlık batıya teslim edilemez . Irak yerle bir edildi. Şu an Libya’ya girdiler. Suriye’yi vurabilmek için Rusya’yı iknaya çalışıyorlar. Yarın Mekke’yi, Medine’yi vuracak olurlarsa ne yapacaksınız? NATO’nun emrindekiTürk birlikleri NATO’ya karşı mı koyacak? 1. Dünya Savaşı’nda Medine’yi kuşatmadılar mı? O zaman bizimdi de şimdi başkasının mı Medine, Kabe? Rehberlik edecek en uygun ülke Türkiye’dir. Çünkü bizde Osmanlı tecrübesivardır. Peki Türkiye’ye kim öncülük edecek? Milli görüş. Milli görüşe de siz destek vereceksiniz. Türkiye’de mukaddesatımız, inancımız üzerindeki tüm baskılar kaldırılacaktır” diye konuştu.

http://www.haber7.com/haber/20110601/Kamalak-Onumuzu-kestiler-Turkiye-cakildi.php

SP’de kongre yapmama kararı

Erbakan’ın vefatıyla, seçimlere yeni bir genel başkanla girmek zorunda kalan Saadet Partisi’nde kongre gündemdeydi. Partinin etkin isimleri kongre fikrini rafa kaldırdı. Oğuzhan Asiltürk izlenecek yolu açıkladı.

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Oğuzhan Asiltürk, 12 Haziran seçimlerine kısa bir süre kaldığı için yeni başkanı kongreyle değil istişareyle seçeceklerini açıkladı.

Erbakan’ın kurmaylarından Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Üyesi Oğuzhan Asiltürk, Saadet Partisi’nin yol haritasını Yeni Şafak’a açıkladı. Asiltürk, Erbakan’ın vefatıyla boşalan genel başkanlık koltuğu için genel kurula gidilmeyeceğini, istişareyle genel başkan seçeceklerini açıkladı. Asiltürk kongre ile ilgili şu bilgileri verdi:

SEÇİMDEN SONRA

"Genel başkanlık için bir kongre yapmayacağız. Böyle bir zorunluluk yok. Siyasi Partiler Yasası’na göre 45 gün içerisinde kongre yapılması gerekiyor. Fakat Yargıtay Başsavcısı 45 gün sonra yazı yazıyor. Siz cevap veriyorsunuz. 2-3 ay sonra seçim var. Bu seçim hazırlıkları içerisinde kongre yapmamız mümkün değil. Yargıtay Başsavcılığı da uygun gördü. Şimdi bir genel başkan seçeceğiz, seçime kadar o yürütecek. Seçimden sonra da kongreyi yapacağız."

FATİH TECRÜBESİZ

Asiltürk, genel başkanlık için Fatih Erbakan’ın isminin de gündemde olmadığını söyledi: "Fatih kardeşimizin ismi bizim aramızda geçmiyor, dışarıda geçiyor. Fatih Erbakan evladımız, çocuğumuz sayılır. Çok kıymetli bir genç. Güzel çalışmaları var. Birikim sahibi. Fakat yeterli tecrübeye sahip değil. Bunu Erbakan Hoca’ya söyledik. Arkadaşlarımız teklif etti. Hoca, Fatih’in genel başkanlık için biraz daha tecrübe kazanmasını arzu etti. Biz de Erbakan Hoca’nın arzusunu yerine getireceğiz. Fatih’in de böyle bir teklifi yok. Başka bir genel başkan seçeceğiz."

Yılmaz ve Demirel’in konuşmaması lazım

Erbakan Hoca ile 1954′ten beri arkadaş olan Oğuzhan Asiltürk, Hoca’yı 28 Şubat kararlarını imzaladığı gerekçesiyle eleştiren isimlere tepki gösterdi: "O zamanki MGK, kanuna göre 5 asker 4 tane hükümet kanadı olmak üzere 9 kişi, Cumhurbaşkanı ile 10 kişi oluyor. ‘Hoca dik duramadı’ iddiaları tamamen gerçek dışı. Hoca MGK’da onlara 4-5 saat ders verdi. Yaverden Anayasa’yı istedi. Cumhuriyetin niteliklerini okudu. Efendim MGK kararlarını imzaladı. İmzalamak ne demek, bu kararları 4′e karşı 5′le aldılar. Ama bu kararların Bakanlar Kurulu’na gönderilmesi anayasal zorunluluktu. Bunu herkes bilir. Demirel de bilir, Mesut Yılmaz da bilir. Hoca o kararları imzalamayıp Bakan Kurulu’na gönderilmesinin önünü tıkasaydı anayasal suç işlerdi. Kime gitti, hocaya gitti. Hoca ne yaptı kararların fotokopisini bütün bakanlıklara gönderdi. Bunları inceleyin dedi. Hiç birini uygulatmadı. Zaten devrilmesine sebep de bu oldu. İki kişinin bu sözü söylememesi lazım. Biri Mesut Yılmaz, sen işin içindesin. Biri de Süleyman Demirel."

Yeni Şafak / Fazlı Şahan

İslamcılık ve Milli Görüş

Necmettin Erbakan Hoca’nın vefatından sonra gündemde “Milli Görüş hareketi ne olacak?” sorusu var.

 

Bu suali soranlar, genellikle SP’nin bundan sonraki durumunu merak edenlerdir. Çünkü 10 senedir Milli Görüş’ten ayrılıp bugün iktidar olanların, yani AK Parti’de toplanan siyasilerin zaten bu çizgiyle aralarına derin bir mesafe koyduklarını düşünmektedirler.

Kuşkusuz hem AK Parti hem yeni kurulan HAS Parti kendilerine özgü bir siyasi çizgi geliştirmiş bulunuyorlar. AK Partililer, daha kuruluş aşamasında “Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını” açıklamışlardı. Bu doğrudur. Bir kopuş yaşandı. Ne var ki söz konusu kopuş hangi seviyede vuku buldu? Bu soru önemlidir. Partileri insana benzetecek olursak, insan gömlekten ibaret değildir. Bedeni ve ruhu da vardır.

“Gömlek” adını verdiğimiz nesne, gerçekte aktüel politikalar, kavramlar, yaklaşım tarzı ve siyasi mücadelede kullanılan yöntemleri ima eder. Politik stratejiler bedene, asli idealler ise ruha karşılıktır. Ben en temelde yani siyasetin ruhu olarak gördüğüm idealler çerçevesinde AK Parti ve HAS Parti’yi kitlelerin vicdanında meşru ve makbul kılan ideallerin Milli Görüş ideallerinin ta kendisi olduğunu düşünüyorum. Söz konusu idealleri üç ana noktada toplayabiliriz:

1) Dinini ciddiye alan insanın siyasi, toplumsal ve kamusal alanlarda görünür olması; siyaset yapar ve kendi ülkesinin iktidarına meşru (kanuni) yoldan talip olurken dinini, asli referanslarını gizlemeye, baskı altına almaya, varoluşsal referanslarını inkâr etmeye zorlanmaması; buna kendisini mecbur edenlere karşı mücadele etmesi. Bu bir ölçüde sağlandı.

2) Bütün heterojen yapısı ve çoğulluğuyla “toplumsal merkez”in sosyal, kültürel, ticari, ekonomik ve politik varlığının bürokratik merkeze; siyasete, bürokrasiye ve kamu bütçesine el koyan küçük bir zümreye, imtiyazlı bir azınlığa karşı savunulması. Türkiye özelinde Anadolu’yu, geniş yoksul kesimleri ve orta sınıfıyla İstanbul’u ve Trakya’yı Ankara’nın bürokratik merkezine, geleneksel sistemin sert çekirdeğine karşı Milli Görüş ve ondan türeyen partiler savunmaktadır.

3) Türkiye’nin aktif rol alıp inisiyatif sahibi olduğu bölgesel entegrasyonun gerçekleştirilmesi. Erbakan’ın terminolojisinde bunun adı İslam Birliği, ilk büyük adımı D-8′lerdir. Bu Cemaleddin Efgani’den Mustafa Kemal’e ve bugün İslamcılara kadar uzanan nihai bir idealdir. Mustafa Kemal, günün birinde Müslüman kavimlerin şartlar tamam olursa bir araya gelip birleşeceklerini söylemişti.

Milli Görüş’ü, esasta bu üç ideale indirgemek mümkünse, Milli Görüş’ün değil sona erdiğini, tam aksine Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun tam da bu mecrada akmak üzere dipten gelen bir nahda ile harekete geçtiğini söyleyebiliriz. Kimsenin kuşkusu olmasın, nahdanın kırdığı fay hatları zemin üzerinde Batı emperyalizminin ve postkoloniyalist yapıların sonunu getirecektir. Ortadoğu’da yaşanan toplumsal ve siyasi patlamaları -dışarıdan yapılmak istenen manipülasyonlara rağmen- bu ideallerin (İslamcılık ve Milli Görüş) beslediğini de söyleyebiliriz. Bunlar sadece “siyasi mücadele veren Müslümanlar”ın değil, “sosyal ve kültürel alanda var olma mücadelesi veren Müslümanlar”ın da idealleridir. Aydınlarımız Ortadoğu olaylarını yorumlamaya çalışırlarken, bir anda Batılılarla beraber paniğe kapıldılar, “Eyvah, acaba İslamcılar mı geliyor?” diye kaygıya düştüler. Allah’tan her zamanki gibi Batılı İslamologlar imdatlarına yetişti, mesela bu konudaki hatalı tespitleri ve taraflı gözlemleriyle öne çıkan Oliver Roy sahneye girdi ve “Postislamcılık” kavramıyla onları rahatlattı. Roy ve bizdeki öğrencileri, İslamcı gelenekten gelen parti ve grupların takip ettikleri politik yöntemlerine, günün aktüel diline ve moda yaklaşımlara bakıp İslamcılığın veya Milli Görüş’ün bittiğini ilan ettiler. Partiler gelip geçer, giyimde her gün moda değişir, piyasaya yeni gömlekler gelir. Aslolan bedenin sağlığı; ruhun enerjisini ve ideallerini büyük bir azimle devam ettirmesidir. Allah’ın dediği olur!

Ali Bulaç / Zaman

 

Yahudi Gözüyle Necmeddin Erbakan

Yahudi Gözüyle Necmeddin ErbakanMilli Görüş Hareketi’nin başlamasıyla birlikte siyonizme karşı mücadele konusunun öne çıkması, her şeyden önce türkiye ve dünyadaki

Milli Görüş Hareketi’nin başlamasıyla birlikte siyonizme karşı mücadele konusunun öne çıkması, her şeyden önce türkiye ve dünyadaki yahudiler arasında büyük bir kaygı ve endişe meydana getirmişti.

1969 yılından itibaren Milli Görüş lideri Necmeddin Erbakan’ı dört koldan takip eden siyonistler, Erbakan Hoca’nın attığı her adımı, yaptığı her konuşmayı kaydediyor ve bunu siyonizmin merkez karargahlarına rapor ediyordu.

Türkiye’deki yahudi toplumunun baş yazarlarından olan Rifat N. Bali’nin “The image of the jew in the rhetoric of political islam in Turkey” (Türkiye’deki Siyasal İslam’ın Dilinde Yahudi Görünümü) başlıklı yazısında, Erbakan Hoca’nın nasıl adım adım takip edildiğini ve siyonizmi rahatsız eden konuşma ve çıkışlarının nasıl rapor edildiğini açıkça görebiliyoruz.

Milli Görüş hareketinin yahudiler tarafından nasıl yakın takibe alındığını ortaya koyan bu çalışmayı yayınlıyoruz.

NECMEDDİN ERBAKAN VE MİLLİ GÖRÜŞ HAREKETİ

1- Siyasal İslam’ın Doğuşu

II. Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Türkiye’deki tek parti döneminin de sonu gelmişti. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti büyük bir çoğunlukla seçimleri kazanmıştı. Demokratik Parti hükümetiyle birlikte 1923′ten 1945′e kadar süren EzanınTürkçe okunuşu uygulaması sona erdirildi ve Ezan yeni baştan Arapça olarak okunmaya başladı. Tek Parti dönemine nisbetle İslam üzerindeki baskılar azaltıldı ve İslam yeniden Türkiye’nin gündemine gelmeye başladı. Bu yükselişin sonuçlarından biri olarak anti-semitik (yahudi karşıtı) Cevat Rıfat Atilhan adlı bir yazar 27 Ağustos 1951 yılında “İslami Demokrasi Partisi” kursa da, partinin ömrü kısa sürdü ve 7 Kasım 1952′de kapatıldı.

Bundan sonra ise 26 Ocak 1970 yılında sahneye Milli Nizam Partisi çıktı. Milli Nizam Partisi’nin Başkanı olan Necmettin Erbakan, 1969 genel seçimlerinde İslami eğilimin güçlü olduğu Konya’dan bağımsız aday olarak seçimlere girmiş ve bağımsız milletvekili olarak meclise girmişti.

NECMEDDİN ERBAKAN VE MİLLİ GÖRÜŞ HAREKETİ

Necmettin Erbakan seçimler öncesinde Milliyet gazetesinde kendisiyle yapılan bir röpörtajda şunu söylüyordu: “Dünya’da üç yön var, 1 Kominizm, 2 Siyonizm, 3 Nasyonalizm. Bir de milletlerin mukakdesatına saygılı olan yön. Biz bu dördüncü yönü seçme durumundayız.”

Necmeddin Erbakan’ın bu sözleri, gelecekte politik hayatında sıkça kullanacağı anti-siyonist ve anti-semitik söylemlerinin işareti durumundaydı…

Necmeddin Erbakan bağımsız olarak meclise girdikten sonra, 26 Ocak 1970 yılında Milli Nizam Partisi’ni kurdu. Milli Nizam Partisi’nin kuruluş gününde Necmettin Ebakan bir basın toplantısı düzenleyerek, siyonistler ve masonlar hakkında ağır diller kullandı. Erbakan o günlerde iki temel nokta üzerinde durdu: Birincisi Türkiye’nin Batı’ya bağımlılığına, Batılılaşmaya ve Batılılaşmanın Türk toplumunu dönüştürmesine karşı çıkmak, ikincisi ise sürekli olarak yahudi-siyonist ve İsrail karşıtlığı yapmak. Yahudi ve siyonist karşıtlığı Erbakan’ın günlük çıkışları olmuştu.

Milli Nizam Partisi’nin politik hayatı kısa sürdü. 20 mayıs 1971 yılında Milli Nizam Partisi, “laiklik aleyhindeki faaliyetler” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. bundan 15 ay sonra ise 11 Ekim 1972 yılında Erbakan tekrar siyaset sahnesine dönerek “Milli Selamet Partisi”ni kurdu. Bu parti de 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile kapatıldı.

Refah Partisi Milli Selamet Partisi’nin halefi olarak 19 Temmuz 1983 yılında kuruldu. Bu parti de kuruluşundan 15 yıl sonra 16 Ocak 1998 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından aynı gerekçeyle, “laikliğe aykırı faaliyetler” suçlamasıyla kapatıldı. Erbakan ve 5 milletvekiline beş yıl boyunca siyaset yasağı kondu.

Refah Partisi’nin bütün milletvekilleri 1997 yılının sonlarında kurulan “Fazilet Partisi”ne geçti.

NECMEDDİN ERBAKAN VE MİLLİ GÖRÜŞ HAREKETİ

Bütün bu siyasal İslam partilerinde ortak olan en önemli konu, “Erbakan’ın başını çektiği şiddetli siyonizm ve yahudi karşıtlığı” oldu. Erbakan’ın partilerinin yarı resmi gazetesi olan ve 1973 yılında kurulan Milli Gazete, Milli Gençlik Vakfı da geniş ölçüde siyonizm ve yahudi düşmanlığı yaptı…”

“Nil’den Fırat’a Kadar Büyük İsrail” Vurgusu ya da İsrail’in Emperyalist Siyonist Hedefleri Teması

Siyonizme konusunda bu temel vurgulama, Eski Tevrat’ın “başlangıç” bölümünde 15 -18. sıralarında yer alan “Aynı günde Rab Abram ile bir anlaşma yaptı: Mısır nehrinden Fırat Nehrine kadar olan yeryüzünü sana verdim” ve 3-24 sıralarında yar alan “iki nehir arasında ayak bastığın her yer senin olacak” bölümlerine dayandırılmaktadır.

İslamcılar bu bölümleri, siyonizm yayılmacılığı konusunda güçlü deliller olarak aldı. Onların zihinlerine göre, 1967 ve 1973 savaşlarında İsrail’in ele geçirdiği topraklar da bu konuda delil olark öne sürüldü. Bu durum “Nilden Fırat’a Kadar Büyük İsrail” sloganıyla özetlendi. Onlar buna göre Türkiye’nin bir kısım topraklarının da siyonizmin tehdidi altında olduğunu ileri sürdüler. İşte bu vurgulama Necmettin Erbakan’ın üzerinde sıkça durduğu bir konu oldu.

NURAY CANAN BEZİRGAN

Necmettin Erbakan 1996 yılında Başbakan olduğunda üst düzey politik ve askeri erkanın bulunduğu bir brifingte israil konusundaki bakış açısını şu şekilde dile getirdi:

“İsrail bayrağında İki mavi çizgi ve ortasında da siyonizm yıldızı bulunmakta. Bunlar birer semboldür. Üstteki çizgi Fırat nehrini, alttaki cizgi de Nil Nehrini ifade etmektedir. Yahudilerin inançlarına göre bu sınırlar İsrail devletinin sınırlarıdır”

“Ortak Pazar Siyonizmin Bir Oyunudur”

Türkiye’nin “Ortak Pazar”a katılımı 1970′lerin en sıcak konularından biriydi. Milli Nizam Partisi’nin bakış açısına göre, siyonizmin nihai amacı Türkiye üzerinde egemen olmaktı. Necmettin Erbakan’a göre, Türkiye’yi Ortak Pazara katılmaya zorlamak siyonist bir projeydi. Erbakan bu düşüncesini 15 Mayıs 1970′de Türkiye parlamentosunda yaptığı bir konuşmada şu şekide dile getirdi:

“12 yıl içinde 3 bin Ortak Pazar şirketi Amerika’da siyonist kapitalistler tarafından satın alındı ve 1969′da bu şirketlerden elde edilen 13 milyar dolar kâr Amerika’ya transfer edildi. Bugün İsrail parlamentosunda Theodor Herzl’in heykeli bulunmaktadır. 100 yıl Viyana’da önce yaşayan bu siyonist bir İsrail devleti kurma projesine başladı. Onun hazırladığı haritada, Türkiye’nin büyük bir kısmı da İsrail’in bir parçası olarak gösterilmektedir. Siyonistlerin böyle bir projesinin olduğu bir gerçektir. Onların Eski Tevrat’larındaki inançlarına göre, İsrail Kayseri’yi de içine alıyor. Bu plan, Ortak Pazar’ın bir diğer hedeflerinden biridir. Ortak Pazar planında ülke topraklarının yabancılar tarafından satın alınmasına izin veriliyor. Bu durumda siyonistler gelip ülkemizden çok ucuza toprak alabilecekler. Bu da Türkiye’yi İsrail’in bir parçası haline getirecek..!”

NECMEDDİN ERBAKAN VE MİLLİ GÖRÜŞ HAREKETİ

“Türkiye’deki anarşinin kaynağı siyonizmdir” Vurgusu

Milli Nizam Partisi’nin kapatılmasından sonra kurulan Milli Selamet Partisi’nin politik dili de aynı şekilde anti-semitik ve anti-siyonist bir dildi. 1972 yılında Milli Selamet Partisi politik hayatına başladığında Türkiye’de sağ-sol çatışmasına dayalı politik bir kaos vardı. O dönemde Milli Selamet Partisi, Türkiye’deki bu sağ-sol çatışmasıyla Türkiye’nin derin bir kaousun içine sürüklemesinden dolayı “baş sanık” olarak “beynelmilel siyonizm”i ve dünya yahudilerini suçluyordu. Milli Selamet Partisi’ne göre, Türkiye’deki sağ-sol kapitalizm-kominizm ayrımı ve çatışmasını ortaya çıkartan siyonizm idi. MSP’ye göre, siyonizm Türk halkını sağcı-solcu diye birbiriyle çatıştırarak Türkiye üzerinde egemenlik kurmaya çalışıyordu.

Ağustos 1980′de İsrail’in Kudüs’ü kendinde başkent olarak ilan etmesinden sonra, Necmettin Erbakan Ramazan ayı içerisinde “Kudüs ve Siyonizm” ve “Anarşi ve Siyonizm” başlıklı iki makala kaleme aldı. “Kudüs ve Siyonizm” başlıklı makalesinde Erbakan, İsrail ve siyonizm ile ilgili bilinen iddialarını tekrarlayarak, siyonizmin yayılmacılığı ve Türkiye’yi kuşatma planları üzerinde durdu. “Anarşi ve Sİyonizm” başlıklı İkinci makalesinde ise, yine siyonizme yüklenerek siyonizmi şu terimlerle tanımladı “Siyonizm br ahtapottur. Bu ahtapotun sayısız orduları vardır. Kominizm onların bir tanesidir, kapitalizm diğeridir. Masonlar yan kollarıdır. Irkçılık da başka bir koludur. Bugün bunları bilmeksizin hareket edenler siyonizme hizmet etmekte ve siyonizm için savaşmaktadır” Necmetin Erbakan böylelikle Türkiye’deki anarşinin kaynağında siyonizmin olduğunu ısrarla vurguluyordu.

NECMEDDİN ERBAKAN VE MİLLİ GÖRÜŞ HAREKETİ

Erbakan bu makalelerini yazdıktan üç hafta sonra 6 Eylül 1980 tarihinde Erbakan’ın önderliğinde Konya’daki meşhur “Kudüs Mİtingi”ni düzenlendi. Erbakan mitinge katılanların ön safındaydı. Mitinge katılan gençler de “yahudiye ölüm!” yazılı pankartlar taşıyordu. 6 gün sonra da 12 Eylül 1980′de Türkiye’de askeri darbe oldu.

“Beynelmilel Siyonizm” Vurgusu

12 Eylül askeri darbesiyle birlikte diğer partilerle beraber Milli Selamet Partisi’nin de kapatılmasının ardından, Necmettin Erbakan bu kez 1983 yılında Refah Partisi ile siyaset eranasına çıktı. Erbakan siyonizme karşı tavrını öncekiler gibi aynı şekilde devam ettirdi.

Refah Partisi “Beynelmilel siyonizm” takıntısını entellektüel bir miras olarak taşıyordu. Bunun yanısıra “Adil Düzen” vurgusu da yapıyordu. Erbakan’ın “Adil Düzen Ekonomik Praogramı”nın giriş bölümünde Türkiye’deki uygulanmakta olan liberal ekonomik sistem “köle düzeni” şeklinde tanımlanıyordu. Liberal ekonomik sisteme ilişkin yapılan eleştiriler şu şekilde ifade edilmişti:

“Bugün Türki’yede hakim olan köle düzeni kendi kendine ortaya çıkmadı. Bu köleci düzen emperyalist ve siyonist güçlerin plan ve uygulamalarının bir ürünü olan modern sömürgeciliğin bir sonucu olarak ortaya çıktı. New York’un Wall Street’i siyonizm tarafından kurulan ideolojik bir güçtür. Onlar Tanrı’nın kendilerini seçtiğine ve diğer milletlerin de kendilerinin kölesi olacağına ve kendilerinin dünyaya egemen olacağına inanırlar, kendi çıkarları için bütün insanlığı kapitalizm yoluyla sömürme peşindedirler. Siyonistler dünya emperyalizmi ve emperyalist devletler vasıtasıyla dünya egemenliği oluşturdular. Bu emperyalistler Türkiye’deki taklitçi partileri destekleyerek Türkiye’yi yönetmeye çalışıyor.”

Refah Partisi 1990′larda bastırdığı “Türkiye’nin Gerçek Durumu, Nedenler ve Teşhisler” başlıklı bir broşürde yine “beynelmilel siyonizm dünya egemenliğidir” vurgusu yapılarak Türkiye’nin ekonomik ve sosyal sisteminin İsrail ve siyonizm için çalıştığı ileri sürüldü. Türkiye’deki bankacılık sisteminin de israil için çalışan bir sistem olduğu belirtildi.

Broşürde şöyle deniliyordu: “1988 yılında Siyonist bankalara 8.5 milyor dolar para aktarıldı. Bunun anlamı şudur; Amerika’daki siyonist bankalara her hafta 10 ton altın yüklü kamyonlar gönderilmektedir. Türkiye’de milletten alınan bu ödemeler Amerika’daki siyonist bankalar tarafından İsrail için silah ve cephane alınmaktadır.”

Türkiye’deki İslamcıların dünya egemenliği konusundaki bu takıntılarının bir sonucu olarak, yahudileri kendilerinin en kötü muhalifleri olarak gördüler. Erbakan ve takipçileri yahudilerin Türkiye’deki diğer politik partilerin efendisi olduğunu ileri sürdüler. Onlar aynı zamanda “Milli Görüş”ü yahudi ve siyonizm karşıtı bir doktrin haline dönüştürdüler. Örneğin 1996 yıllarda yerel seçimler sırasında Necmettin Erbakan yaptığı bir konuşmada “Eğer yahudilerin bu seçimlerden yararlanmasını istemiyorsanız Refah Partisi’ni seçiniz” demişti. Erbakan sadece Türkiye’de değil dünyanın değişik bölgelerinde İslami partiler vasıtasıyla siyonizme ve yahudilyere karşı evrensel bir karşı duruşa öncülük etti. Dünya’daki İslamcı liderler Erbakan’ın bu söylemini paylaşarak anti-siyonist söylemler ortaya koydu.

NECMEDDİN ERBAKAN VE MİLLİ GÖRÜŞ HAREKETİ

Yahudi İmajının Oluşmasının Nedenleri

Aşağıda sıralayacağımız nedenler Türkiye’deki siyasal İslamcılık -ve Necmettin Erbakan’ın- anti-semitik ve anti-siyonist tavırlarını anlamamıza yardımcı olacaktır.

Ortadoğu’da İsrail devletinin kurulması İslamcıların düşmanca tavırlarının başlıca nedenidir. İsrail devleti Ortadoğu’nun kalbine saplanan bir hançer olarak görülmektedir. Türkiye’deki İslamcılar hiç bir zaman İsrail’in varlığını kabul etmedi. İslamcılar, İsrail ile komşularının savaşını “müslümanlarla yahudilerin savaşı” olarak gören İhvan-ı Müslimin’in zihniyeti çerçevesinde konuya yaklaşarak hareket etti. Türkiye İslamcılarının bakış açısında İsrail devleti doğal bir devlet olarak görülmedi, onlara göre İsrail Amerikan emperyalizminin bir koluydu.

Türkiye’de yahudilere karşı oluşan düşmanlığın özel bir nedeni de, Sultan Abdülhamid’i deviren İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin siyonist-mason-sabatayist komplocular olduğuna inanılmasıdır. İslamcılar Sultan Abdulhamid’in Theodor Herzl’in Filistin’de yahudi devleti kurulması isteğini şiddetle reddettiği için devrildiğine inanmaktadır. İslamcılara göre, İttihad ve Terakki Cemiyeti, nüfusunun büyük bir kısmı yahudi olan Selanik’teki Mason localarında gizli toplantılar düzenleyerek Osmanlıda milletvekili olan yahudi Emmanuel Carasso’nun ilanıyla Sultan Abdulhamid’i tahttan indirdiler. İslamcılar 1948 yılında İsrail devletinin kuruluşunu, 1987 yılında Basel’deki siyonist rüyanın Osmanlı impartorluğunun yıkılışı sonrasında bir başarısı olarak görmektedirler.

Anti-semitik klasiklerden olan “Siyon liderlerin Protokolları” bir kitap olarak 1934′den 1997 yılına kadar 87 baskı yaptı. Bu kitap hep best-seller (en çok satan kitap) oldu. Siyonizm, ‘tek dünya devleti’ amacını güden ve bütün dünyaya egemen olmaya çalışan yayılmacı ve emperyalist bir ideoloji olarak görüldü. Erbakan’ın yakın arkadaşlarından Süleyman Arif Emre anılarını yazdığı kitapta siyonizmi, 18. protokolde kanıtlandığı üzere yayılmacı bir ideoloji olarak gösterdi. Süleyman Arif Emre’nin bu anıları, İslamcıların zihninde yahudilerin nasıl bir “hain” imajına dönüştüğünü açıkça göstermektedir.

İslamcıların politik ve toplumsal söylemlerinde “yahudi” vurgulaması ayrılmaz bir unsur oldu. Siyonizm, yahudi ve İsrail kelimelerinin her biri birbirinin eş anlamlısı haline geldi. Sonuçta İslamcıların gözünde “yahudi” imajı “İslam düşmanı” ve “bütün musibetlerin kaynağı” olarak algılandı.

Erbakan sürekli olarak “İsrail ile birlikte olmak, iki müttefik ülke olarak birlikte hareket etmek her şeyden önce bizim müslüman oluşumuza ve insanlığımza aykırı bir durumdur. Her hangi bir yerde İsrail ile yan yana durmak ve görünmek bizim için bir zillettir” diyordu.

NECMEDDİN ERBAKAN VE MİLLİ GÖRÜŞ HAREKETİ

Geleceğe bir bakış

Refah Partisi Şubat 1998 Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldığında bütün Refahlı millletvekilleri yeni kurulan Fazilet Partisi’ne geçti. Refah Partisi’nde başkan yardımcısı olan Rıza Ulucak, Fazilet Partisi’nin gayri resmi başkanı durumundaydı.

Rıza Ulucak geçmişte İsrail ve siyonizm konusunda İslamcıların düşüncelerini aynen paylaşmıştı. Örneğin 1991 yılında Amerikalı bir gazeteci kendisiyle röpörtaj yaptığında şöyle demişti:

“İsrail sürekli olarak sınırlarını genişletmeye çalışıyor. İsrail’in gerçek amacı Nil’den Fırat’a kadar genişlemektir. Bölgede İsrail devletinin var olmasının hiç bir meşru nedeni yoktur. İsrail Filistin’in meşru sahiplerinden topraklarını gasbederek kurulmuştur. İsrail tüm komşuları için büyük bir beladır. İsrail’in başka bir yerde olması durumunda daha iyi olacağız. İsrail Güney Amerika’ya transfer edilmelidir. Üzülmeyin biz onu Kuzey Amerika’ya postalamayacağız.”

Türkiye’deki siyasal İslamcılık anti-semitik bir çevrede yeşerdi. Aynı zamanda Türkiye’deki siyasal İslamcılar da kendi söylemleriyle bu kültürü oluşturdu.

Türkiye’deki siyasal İslamcıların -Milli Görüş Hareketi’nin- bu gibi söylemleri ve çıkışları yıllar boyu Türkiye’deki atmosferi zehirledi. Oldukça iyimser bir şekilde bir gün bu söylemlerin ortadan kalkacağını umsak da, gelecekte aynı anti-semitik söylemlerin tekrardan politikacıların sözlerinde veya İslamcı medyada yer alacağı sürpriz olmayacaktır. Buna iyi bir örnek olarak, 23 Mart 1998 yılında Fazilet Partisi’nin kuruluşunun daha 16. gününde gayri resmi başkan Rıza Ulucak’ın Milli Gazete’de yayınlanan ilk açıklamasında, laiklerin İslamcılara karşı önleyici hareketinin arkasında gizli bir siyonist planın olduğu ima edildi. Refah Partisi’nin yarı resmi yayın organı olan Milli Gazete’de yayınlanan başyazıda şöyle denilmişti:

NECMEDDİN ERBAKAN VE MİLLİ GÖRÜŞ HAREKETİ

“Onlar -yahudiler- bütün dünyayı holocaust -yahudi soykırımı- efsanesine inandırmaya zorladılar. Siyonistler aynı zamanda Amerika ve bütün Avrupa ülkelerinden 6 milyon savaş kurbanın ölümü yalanıyla zorla para aldılar. Onlar müthiş medya imparatorlukları aracılığıyla Yeni Dünya Düzeni’nin tek ve gerçek sahibi haline glediler. Onlar bu medya imparatorluğunu dünyayı avuçlarının içine almak için kullanıyorlar. Onların ekonomik düzeni bütün dünyayı sallayacak bir şekilde organize edilmiş durumdadır. İsrail her zaman ‘vadedilmiş topraklar’ olarak gördükleri toprakları ele geçirmenin rüyasını görmektedir. Siyonistlerin dünya siyasetini gözardı ederek Türkiye’deki krizin üstesinden gelmek mümkün olabilir mi?”

Yahudilerin baş yazarı olan Rifat N. Bali’nin “The image of the jew in the rhetoric of political islam in Turkey” adlı raporundan özetleyerek hazırlıdığımız bu yazı dizisini, hayatımızın rehberi olan Kur’an-ı Kerim’in şu ayeti ile bitiriyoruz:

“İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın.” (Maide 82)

Hazırlayan: Nureddin ŞİRİN

Erbakan Hoca Ölümüyle Ölüleri Diriltti, Modern Cahilliyenin Putlarını Devirdi

Bugün hala daha cenazesinin nerede olduğu bilinmeyen Üstad Bediüzzaman’ın “Benim ölümüm başınızda bir bomba gibi patlayacaktır” sözü ve aynı şekilde “Benim ölümüm hayatımdan daha ziyade İslam’a hizmet edecektir” müjdesi, hayat içinde bir hakikat olarak tecelli etmiş, İslami kimliği, kişiliği ve gayreti dolayısıyla hapishanelerde çürütülmek istenen bir İslam aliminin dillendirdiği ilahi değerler ilahlık taslayan tağutların putlarını ve diktalarını alaşağı etmiştir.

Üstad Bediüzzaman’ın bu anlam dolu sözlerinin taşıdığı derin manayı bütün boyutları ve azameti ile Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’ın cenazesinde gördük.

Kışın ayazında ve hafta içinde İstanbul’un Fatih Camii’ne sel gibi akan milyonlar, tekbirler getirip “mücahid Erbakan” diye haykırırken, ülkenin cumhurbaşkanı, başbakanı, meclis başkanı ve hatta silahlı kuvetlerden bazı generallerinin tevhid bayrağına sarılı tabutu omuzlarken, bir ucu Fatih camiinde diğer ucu ise kilometrelerce uzakta Zeytinburnu’ndaki Merkez Efendi Kabristanı’nda olan insan seli Türkiye Müslümanlarının kalbindeki ilahi aşk ve sevdayı en azametli bir şekilde ortaya koyuyordu.

Adına “İstiklal mahkemeleri” denen katliam tezgahlarının kurularak alimlerin boğazlarına yağlı kementlerin takıldığı, ezanın Arapça okunmasının, Kur’an’ın öğretilmesinin, başörtüsünün bağlanmasının yasaklandığı, dindar insanların baskı altına alınıp aşağılandığı, insanların Allah yolundan uzaklaştırılarak her türlü şeytani tuzaklara sürüklendiği, batı emperyalizmin payandası haline getirilen ülkenin siyonistlerin çiftliğine dönüştürüldüğü bir döneme karşı, ilahi değerler ekseninde yeni bir dünya kurmanın meşalesini tutuşturan Erbakan Hoca, ölümüyle bile bir inkılab gerçekleştirdi.

Erbakan hocanın ayağa kalkışı nasıl bir inkılab idiyse, mele-i alaya hicreti de öylesine bir inkılab oldu.

Sahih-i Müslim’de yer alan bir hadis-i kudsi’de şöyle buyrulur:

“Allah bir kulunu sevdiği zaman, cibril’i çağırıp “ben falan kulumu seviyorum, sen de onu sev!” der. cibril de onu sever ve sonra gökyüzünde şöyle seslenir: “Allah, falan kimseyi seviyor, siz de onu sevin!” bundan sonra göklerdeki bütün melekler onu sever. Sonra o kul yeryüzünde de herkes tarafından sevilip kabul görür.”

Acaba, buz gibi bir havada ve hafta içinde milyonlarca insan İstanbul’da görülmemiş bir mahşeri tablo oluşturuyorsa, böylesine muazzam bir görüntü yukarıdaki hadis-i kudsi’nin müşahhas bir delili değil midir?

Bu ülkede başbakanlık yapan ve bir ömür boyu siyaset sahnesinde yer alan bir şahsiyet sabah vaktinde Ankara Hacıbayram Camii’nden İstanbul Fatih camiine tekbirlerle getirilip milyonların omuzlarında tevhid bayrağına sarılı tabutuyla hakka uğurlanıyorsa, resmi ideolojinin ve çağdaş cahiliyyenin putlarının devrildiği anlamına gelmiyor mu?

Siyaset sahnesine çıktığı ilk andan son nefesini verdiği ana kadar İslam Birliği’ni savunan, batı emperyalizmi ve siyonizmin askeri, siyasi, kültürel ve ekonomik sultasına karşı İslami değerler ekseninde yeni bir dünya, hak ve adalet nizamı kurmanın kararlı mücadelesini veren, özellikle de siyonist odakların tüm baskı ve komplolarına karşı bir an olsun eğilmeksizin siyonizm putunu deviren Erbakan Hoca’nın savunduğu değerlerin bu ülkede ne kadar da güçlü ve köklü olduğunu göstermiyor mu?

Erbakan Hoca’nın son İran ziyaretini organize eden Dr. Abdullah Velihah, hocanın vefatı münasebetiyle Türkiye’ye gelip cenaze merasimine katıldığında gördüğü manzara karşısında duygularını şöyle dile getirmişti:

“Erbakan hoca İran’a geldiğinde onun nasıl bir İslami şahsiyet olduğunu yakından görmüştüm. Fikirleri, hedefleri, o yaşına rağmen enerjisi ve dünya Müslümanlarının esenliği için olağanüstü gayreti hepimizi etkilemişti. Özellikle de siyonizme karşı küresel bir İslam cephesi oluşturma çabası bizim için çok güzel bir örnek oluşturmuştu. Şimdi burada onun cenazesine gelen bu insanları gördüğümde, Erbakan hoca’nın tanıdığımızdan da büyük olduğunu anladım. Gerçekten de çok müstesna bir şahsiyet. Keşke İslam ümmeti böyle şahsiyetlere daha çok sahip olabilseydi.”

Erbakan hocanın vefatının ardından medya organlarında yapılan tartışmalar, yazılan yazılar ve televizyon programları, hocanın ölümüyle birlikte bir hakikat patlaması gerçekleştirdiğini herkes itiraf ediyor.

Bu da Üstad Bediüzzaman’ın “Benim ölümüm başınızda bir bomba gibi patlayacaktır” sözünü bir kez daha hatırlatıyor bize. Evet bu bir bomba patlaması idi. Ancak bazı devletlerin sahip olduğu nükleer silahlardan daha etkili ve güçlü, fakat, gücünün kaynağını Alemlerin Rabbi olan Allah’tan alan, beşeri tağuti güçlerin karşısında çaresiz kaldığı manevi bir bombaydı bu.

Hapishanelerin, prangaların, yasaklamaların, kısıtlamaların, engellemelerin, tuzak ve komploların patlamasını önleyemediği bir bombaydı bu…

Ve sonuçta, Erbakan Hoca’nın yokluğu yeri doldurulamayacak bir boşluk açtıysa da, onun ölümü yeni bir dirilişin, yeni bir şahlanışın habercisi oldu.

Acaba bu hakikati teslim ve takdir etmeyen pak bir yürek, özgür bir vicdan olabilir mi?

Erbakan hocayı elbette çok özleyeceğiz, ona olan sevgi ve muhabbetimiz kalbimizde sönmeyen bir alev olarak yanıp duracak. Ancak bu özlem ve muhabbetin yanısıra, Erbakan Hoca’nın bu ümmete ve Türkiyeli müslümanlara gösterdiği hedefleri gerçekleştirmek, ve sonuçta özgür Kudüs’ten Erbakan Hoca’yı selamlayıp Kudüs’ün fethini müjdelemek için daha çok çalışacak, mücadelemizi daha çok artıracak ve günlerimizi daha fazla Erbakan’laştıracağız inşaallah.

“Ey Mutmain olan nefis! Allah senden razı, sen Allah’tan razı, dön Rabbine! Gir cennetime, gir kullarımın arasına”

Nureddin ŞİRİN/www.velfecr.com


Milli Görüş Lideri Erbakan`a gönderilen ilginç mektup

Parti tepesinde kavga-entrika görünümlü yaşanan gelişmeler, parti tabanının içini acıtıyor. Partide şimdi de, bir partilinin Necmettin Erbakan`a gönderdiği mektup konuşuluyor. Saadet teşkilatlarında bomba etkisi yaratan mektubu kimin yazdığı ve gönderdiği öğrenildi ama can güvenliği endişesiyle bu isim sır gibi saklanıyor. İşte Türkiye`deki tüm parti teşkilatlarına faksla gönderilen o mektup…

Muhterem Hocam!

Bu mektubu, SP Kongresinin ardından meydana gelen ve hepimizi derinden üzen gelişmeleri değerlendirmek maksadı ile yazmadım.Bahse konu gelişmeler elbette zaman içinde daha serin kanlılıkla değerlendirmelere tabi tutulacak ve ümid ediyorum  ki;sadece Türkiye Müslümanları için değil, siyaset konusunda zihnini yoran herkes için oldukça önemli ve anlamlı dersler çıkarılmasına vesile olacaktır.

Öncüsü ve lideri olduğunuz Milli Görüş Hareketi olmasaydı Türkiye’nin yönelimi,rengi ve sosyal dokusu bugün nasıl olurdu sorusunu cevaplayabilme yetenek ve yeterliliğine sahip her namuslu insan, size minnet ve şükran duygularını ifade etmek ihtiyacını hissedecektir.

Sahih İslam; elbette ehli sünnet akidesini esas alır. Bu akideden  şaşan bir anlayış ve yorum biçimi insanoğlunun helakına yol açar.Malumunuzdur ki; cebriye,kaderiye,mu’tezili düşünceler  çoğu zaman farkında olunmadan zihin dünyamızı istila eder. Bir süre sonra da bu inanış tarzı birer mutlak hakikat olarak algılanmaya başlanır.

SP Kongresinden sonra ‘Hocamıza sadakatsizlik yapıldı’ diyen genç kardeşlerimin konuşma ve yazıları bir akide sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. İşte benim asıl fecaat olarak gördüğüm problem budur. Bunu size aktarmanın bir kardeşlik ve Müslümanlık görevi olduğunu düşünüyorum.

Yıllarca verilen eğitimin acı meyvesi ile karşı karşıyayız. Bu eğitim muhtevası ile bir tek insanın bile akidesini bozmuşsak bunun vebali 40 yıllık hizmeti silip süpürür. Sadece hayatta iken değil, ahrete intikal ettiğimizde de devam edecek   olan bu sahih islamdan sapma eğilimleri sebep olanların günah defterine ağır bir vebal olarak intikal etmeye devam edecektir.

Bana intikal eden ve birebir şahit olduğum bazı ifadeler şunlardır:

1.Hoca’nın sözü ayet ve hadis gibidir

2.Hocanın kararına uymayan haindir,cahiliye ölümü ile ölmüş olur.

3.Hoca ne derse O..Hoca asla yanılmaz..

4.Hoca hata yapmaz.

5.Hocamız Allahın yeryüzündeki gölgesidir..  v.s

Muhterem Hocam!

Ben sizin bir beşer olduğunuzu,her an yanılabileceğinizi,kararlarınızın bir kısmının yanlış olabileceğini, her sözünüzün mutlak hakikat olamayacağını,sözü asla yanlış olmayan Zat hariç her beşerin sözünün de kararlarının da yanlış olma ihtimalinin bulunduğunu biliyor ve buna iman ediyorum…Ve bu bilgi ve iman size olan saygımı,sevgimi, azaltmıyor bilakis daha da arttırıyor.

Cihat emirinin sözüne ve kararına uymayan haindir,münafıktır,sapıktır denildiğinde Sıffin ve Cemel vakasına katılan ve Hz.Ali’nin karşısında yer alan Aşere-i Mübeşşereden efendilerimizi,yüzlerce sahabiyi nereye koyacağız. Çok sevdiğimiz Hocamıza masumiyet izafe etmeye kalkışmak acaba Hocamıza yapılabilecek en büyük haksızlık ve bühtan değil midir?

Vefat edinceye kadar Hz.Ebubekir’e biat etmeyen Ensarın büyüklerinden Hz.Saad Bin Ubade (r.a)  hakkında hangimiz cahiliye ölümü ile öldü veya haindir deme cüreti gösterebiliriz. Hz.Ebubekir (ra) vefatına yakın bir zamana kadar biat etmeyen Hz.Fatıma (ra) ya söz söylemek mümkün mü? Hz.Ali’nin aynı şekilde uzun bir süre ilk halifeye biat etmediği bilinmektedir.

Aşere-i Mübeşşereden Zübeyr bin Avvam(ra) ve Talha (ra) Hz.Ali’ye önce biat etmiş sonra da biatlerinden geri dönmüş ve karşısında yer almışlardır. Allah Resulu (sav) tarafından cennetle müjdelenen bu sahabe_i kiram hakkında söz söylemek kimin haddine? Yine Hz.Ali’ye biat etmeyen Saad, İbn Ömer ve Muhammed Bin Mesleme (r.a) ile  validemiz Hz.Aişe (ra) hakkında cihat emirine itaat etmediler diye küfür,fisk veya hainlik suçlamasında mı bulunacağız?

Muhterem Hocam !

Malumunuz olduğu gibi İmamet ve Beyat meselesi Şiaya göre bir akaid konusudur. Oysa Ehl_i Sünnet mezhebi bunu bir fıkıh konusu olarak mütalaa etmiştir.

Liderlik,imamet ve itaat vurgusu yapılırken çok nazik ve ince bir çizgi üzerinde yol aldığımızı unutursak imanımızı tehlikeye atmış oluruz. Bilgilerimiz, fikirlerimiz ve bunların sonucu olan kararlarımız zannidir mutlak hakikat değillerdir. Hiçbir insan vahyin dışındaki bir söz veya kararı reddetmekle küfre gitmez. Kararlarımız vahye dayanıyor iddiasını taşıyor olsa bile…

Malumunuz olduğu üzere  Hulefa-i Raşdin (ra) ve sahabe-i kiram sıkça kulluğa vurgu yapmışlar ve hatasızlık, masumiyet, mutlak hakikat gibi sözcüklerle anılmayı şiddetle reddetmişlerdir.

Bunu pekiştirmek meyanında  Hz.Ebubekir (ra) halife seçildiği gün verdiği hutbede ‘’ Ey insanlar,en hayırlınız olmadığım halde başınıza halife seçildim.Beni hak yolda görürseniz yardım ediniz.Kötülük edersem beni düzeltin.Doğruluk emanet.yalansa hıyanettir.Aranızda Allah’a itaat ettiğim sürece bana itaat edin ‘ buyurmuştur.

Hz.Ömer (ra) ‘ın şu sözü meşhurdur: ‘’ Müslümanlar arasında Ömer’in eğriliğini düzeltecek yiğitler yaratan Allah’a hamd olsun.’’

Hz.Ali (ra) konuşurken kendisine üstünlük izafe eden şahıslara şöyle hitap ediyor:’’ Benimle konuşurken zorbalar karşısında kullanılan ifadeleri kullanarak konuşmayın. Benimle ilgili olarak çirkin söz sahipleri arasında olabilecek türden şeyler ezberlemeyin.Bana yaltaklanmayın. Hakkım olduğu söylenen bir hususu ağır görerek benim namıma zanlarda bulunmayın.Bana uygun olmayacak şekilde kendimi yüceltmemi de beklemeyin. Bir hakkın kendine ait oluşunu ya da adil olmasının istenişini kaldıramayan kimse,bunlara uygun hareketi hiç kaldıramaz.Hakkı dile getirmekten ve adil danışmadan asla vaz geçmeyin.Çünkü ben kendi nefsim konu olduğunda hatadan uzak olmadığım gibi,fiillerimde de hatasızlıktan emin olamam.Ben de sizler de kendinden başka Rab olmayan bir Rabbın kullarıyız…’’ ( İmam Ali, Nehc’ul-belağa,216 nolu hutbe)

Efendimize, ‘Bu buyurduğunuz vahiy midir,yoksa şahsi kanaatiniz midir?’ diye sorabilen sahabenin yolunda olduğumuzu iddia ederken, söz ve karar konusunda fikir bile beyan edilmesini günah telakki eden bir anlayış ne kadar haklıdır?

Muhterem Hocam !

Sizi de üzeceğini bildiğim diğer ifade ve yorumları buraya almıyorum. Ben size bir tehlikeyi haber veriyorum. Çizgi aşılmaktadır.Tehlikeli mecralara doğru kötü bir gidiş vardır. Bu SP’nin geleceğinden de, iktidardan da çok daha mühimdir

Bir sapma söz konusu ise asıl ciddi sapma yetiştirdiğimiz insanların ruh ve iman dünyasını alt üst eden eğilimlerdir.

Hürmeti, sevgiyi, güveni ibadete dönüştürme tehlikesine karşı acil tedbir almak gerekir diye düşünüyorum.

İsmail UĞUR – Mevlüt PEKER / HaBertaraf ÖZEL

www.gazeteboyut.com

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 42 other followers