NetSiyaset

Sıradan bir vatandaştan cemaatçilere açık çağrı

Bu ülkede belirli bir algı düzeyine sahip olan ve yakın tarihi iyi bilen herkesin, cemaatin kritik dönemlerde nasıl tavır aldığını çok iyi bildiğini söylemeye bile gerek yok.
İkinci Dünya Savaşı’nda, toplama kampında binlerce Yahudi’nin öldürülmesine sebep olan Nazi subayı Eichmann ile ilgili kitabında Hannah Arendt, modern mekanizmaların son derece çarpıcı bir analizine soyunur. Moderniteyi “öncesinden” ayıran çok temel ayrımlar vardır ve bu ayrımlar, modern zamanların toplama kamplarını, katliamlarını meşrulaştıran unsurları da bünyesinde barındırır. Arendt’e göre modernite, eskiden olduğundan daha kötü yapmamıştır insanları, ama aslında kötü olmayan insanların çok büyük kötülüklere sebep olabildiği mekanizmayı icat etmiştir.

Arendt’in söylediğine kimi itirazlarımız olmakla birlikte, söylediklerinin, günümüz meselelerini anlayabilmemiz açısından, önemli bir çıkış noktası teşkil ettiğini kabul etmeliyiz. Modernitenin, insanın hakikatle bağını koparan “yeni düşüncesinin” insanları daha kötü yapıp yapmadığı elbet tartışmalıdır. Allah ile daim olan bağını, vicdanından, aklından, eylemlerinden koparmış modern insanın, dayanabileceği hiçbir nirengi noktası kalmaması, insanı çok daha zalim yapabiliyordu. Dostoyevski’nin Karamazof Kardeşler’de İvan Karamazof’a söylettiği gibi “Tanrı yoksa her şey mubah” hâle gelebiliyordu! Ama asıl sorun şu ki modernite içinden kendini yeniden tanımlayan ve modern mekanizmalar içinde yeniden hayat bulan dini cemaatlerin durumu için “Tanrı yoksa her şey mubahtır” sözü açıklayıcılığını yitiriyordu. Zira onlar için “Tanrı vardı” ama yine de her şey mubah olabiliyordu çoğu zaman!

Arendt’in modern mekanizmaya biçtiği “büyük kötülüklerin kozası” anlamı tam da bu noktada önem kazanıyor. Eichmann gibi aslında iyi bir aile babası olan, özel hayatında iyi bir insan olarak tanımlanabilecek birisinin, mekanizma içindeki “görevi” dolayısıyla bir katliamcıya dönüşmesi üzerine düşünmek, modern mekanizmanın nasıl bir şey olduğunu anlamamıza yardımcı açabilir.

Nedir modern mekanizma ve varlığını nasıl korur? Elbette çeşitli türden devlet, toplum ya da cemaatler içinde mekanizmanın kendini dışa vuruşunun şekli değişiyordu, ama temel nokta hep aynı kalıyordu: Modern mekanizma tüm varlığını vicdanı sorumluluk meselesini, hiç gelmeyecek bir zaman ve mekâna erteleyerek gözden kaybediyordu. Bu durumun kimi dinlerin sorumluluğu ahirete ertelemesiyle karıştırılacak bir durum olmadığını görmemiz gerekiyor. Zira imanlı bir insan için, ahiret hiç gelmeyecek bir zaman değil, hemen “yarın” karşılaşacağı mutlak bir hakikattir!

Modern mekanizmanın icat ettiği erteleme, bir sorumluluk geciktirmesi ve devri meselesidir. Çeşitli türlerden mekanizmalar bu devir işleminin mahiyetine müdahale edebilseler de, özüne asla dokunamazlar. Modern insan, ait olduğu, çarkı olarak işlev gördüğü mekanizma içinde sadece “görevini” yerine getiriyordur. Sorumluluk, mekanizmanın kendisine aittir ama o mekanizmanın asıl “sahibi” asla belli değildir. Böylece sıradan bir fert için, yapabileceği büyük kötülükler için müthiş bir vicdani savunma mekanizması inşa eder modernite. “Görev” mekanizmanın içinde ferdin tek başına yapabileceği tek şeydir.

Sorumluluk ise “kendisinin” değil mekanizmanındır. Mekanizmanın ayakta durması ferdin asıl gizli ve içkin görevidir. Böylece mekanizma, ferdin yapmış olduğu eylemlerin sorumluluğu için sonsuz bir erteleme prosedürü uygulamaya başlar. Sorumluluk ertelenerek dağıtılır ve en son görünmez kılınarak yok edilir. Sorumluluk yok, görev var; vicdan azabı yok, işini iyi yapmanın “hazzı” vardır artık!

Modern mekanizmanın ultra-modern çağlarda teknik / bilimsel / sosyal ağlarıyla çok daha “belirlenemez” olduğunu ve sorumluluğun çok daha geniş çapta bir “ertelemeye” maruz kaldığını düşünürsek, yapılabilecek büyük kötülüklerin meşrulaştırılmasının, “gerçek bir “sahibi” asla bulunamadığı için mümkün olabildiğini anlayabiliriz. Modern düşüncenin, insanı başlangıçtaki iddialarının, yani “insanlığı çocukluktan yetişkinliğe geçireceği” iddialarının, nasıl bir akametle sonuçlandığını görmek, modern düşüncenin mekanizmalarının nasıl büyük kötülüklere gebe olduğunu anlayabilmek için temel çıkış noktamız olabilir.

Bu kısa girizgâh, son günlerde yaşanan, aslında birkaç yıllık bir ön-gösterimi olan büyük savaşın nasıl bir mahiyet arz ettiğini anlamamız için elzemdi. F. Gülen Cemaatinin ileri gelenlerinden Hüseyin Gülerce, Hakan Şükür’ün istifasını “AKP’ye son uyarı” olarak cemaat mensuplarının ortak görüşü olarak lanse ettiğine göre, biz de belki cemaat dışı Müslümanların ortak sesi olarak değil ama kendi vicdani sorumluluğumuzun bir gereği olarak “Cemaatin ‘masum’ alt kesimlerine “son uyarımızı” yapabiliriz demektir!

Bu ülkede belirli bir algı düzeyine sahip olan ve yakın tarihi iyi bilen herkesin, cemaatin kritik dönemlerde nasıl tavır aldığını çok iyi bildiğini söylemeye bile gerek yok. 12 Eylül, 28 Şubat cemaatin sayfalarındaki kara lekeler olarak silinmez hâlde dururken ve Mavi Marmara ile başlayan ve sonrasında her bir adımda daha da netleşen bir “cemaat” manzarası var hepimizin önünde. Cemaat, Müslüman gruplar içinde belki de modern mekanizmacılığın en “hünerli” uygulayıcılarından olarak, içindeki fertlerin sorumluluğu devredebileceği büyük bir göz boyama mekanizmasına dönüştü gittikçe.

Yazımızın girişinde her modern mekanizmanın özünde aynı ama görünüşte farklı unsurları barındırdığını söylemiştik. Cemaatin mekanizması “hizmet” adlı sihirli kodla yürüyor. Cemaat mensuplarının kendi insani / ahlâkî sorumluluklarını erteleyip yok edebileceği bir sihirli kelime bu “hizmet”! Hizmet ettikleri için dokunulmaz, hizmet ettikleri için “en doğru” olanlar onlar! Cemaatin, artık gözümüzden kaçması mümkün olmayan ve genellikle de İsrail / ABD ve neo-liberal zorbalığın dümen suyuna giden uygulamaları, “hizmet” sihirli kodu ile asıl beslendikleri “alt düzey cemaatlilerden” “gizleniyor”. “Kişisel hayatlarında” – aynen Eichmann gibi – temiz birer aile insanı olan alt düzeyden cemaat mensuplarının, özellikle iki üç yıldır ayyuka çıkan ve cemaat dışından olan Müslümanların hemen hepsi tarafından net görülen manzarayı görememesinin ana sebebi işte bu “körleştirme” mekanizmasıdır.

Peki, bu onları “sorumsuz” kılar mı? Kesinlikle hayır! Eichmann’ı kılmadığı gibi… Bütün modern mekanizmalar kendi sonlarını tam da kendi göz boyama yöntemleri sayesinde inşa ederler ve o göz boyama mekanizmaları büyük bir patlama ile kendi kendini imha eder. Son günlerde özellikle dersane tartışmalarıyla tekrar başlayan, Halk bankasına yapılan “neo-liberal darbe” ile ayyuka çıkan, cemaatin “ileri gelenlerinin” artık gizliliğe bile gerek duymadan yaptıkları tehditler, şantajlarla taçlanan ikinci Gezi darbe girişiminde, “cemaat mekanizmasının”, modern mekanizmaların tümü için mukadder olan bir sona doğru ilerlediğini görmemek için kör olmak gerekiyor. Tam da bu sona yakın olduğunda, mekanizma, kendi gizliliğini inşa eden yolları ifşa etmeye başlar. Ortaya çıkan bir sürü şantaj malzemesinin, artık çoğumuz tarafından cemaat mekanizması tarafından devreye sokulduğunun artık net şekilde görünmeye başlaması gibi…

Evet, bu, kendini, sıradan “cemaatsiz” bir Müslüman olarak tanımlayan, olan biteni görebilecek kadar bir “görü” ve “akla” sahip olduğunu düşünen birisi tarafından, hâlâ kendisini “masum” olarak tanımlayan cemaat mensuplarına yapılan son bir uyarıdır. Ve bu uyarı bir cemaat ileri geleni tarafından yapılan “son uyarılar” türünden bir sopayı bünyesinde barındırmıyor. Zira sıradan, Allah’a imanı dışında hiçbir gücü olmayan bir insan tarafından yapılıyor! Ancak duası (ve bedduası) olanın her şeyi olduğunu bilen bir insan tarafından!

Artık cemaat denen ve “hizmet” sihirli kelimesi tarafından, git gide kendini yok edecek bir patlamaya doğru hızla yaklaşan bu modern mekanizmanın destekleyici çarkı olmayın! Zira sizin Allah’a, ülkenize, insanlarınıza sorumluğunuz var; “mekanizmaya göreviniz” değil! Mekanizma kendisini sürekli kılmak için hepinizi “patlatacak” bir sona doğru çılgın şekilde dönerken, “biz masumuz” deme şansınız kalmadı artık! O mekanizmayı yürüten çarklardan birisiniz ve sizler çekilmedikçe bu çılgın mekanizma kendisini yok ederken bu ülkeye, İslam dünyasına ve tüm insanlığa da çok büyük kötülükler yapacak benden uyarması!

Enver Gülşen-Timeturk

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 86 takipçiye katılın